
- Dönüşmek, değişmek, bir bağlamdan diğerine geçmek, çember atlamak, sınıf atlamak farklı görünen alanlardan seçtiğim bu kavramların ortak bir yanı var, farkedebiliyor musun?
- Farklı yanlarını görebiliyorum ama ortak yan dedin ya pek çıkaramadım.
- Bütün bu oluşu tanımlayan durumların birinci ortak yanı eylemin, kendi yasası içerisinde bir birikim döneminin geçmesi gereği, ikincisi de bu dönemin sonunda oluşun bir patlama, şiddetli bir dönüşüme ulaşması.
- Her oluş için bir kuluçka dönemi mi geçmesi gerektiğini söylüyorsun?
- Tam değil, oluşun –doğal olan veya olmayan- bir sonraki adımı için mutlaka kritik bir kütleye –oluş her ne ise- ulaşması gerekiyor.
- Kritik kütle, kütle deyince bir madde kastetmedin değil mi?
- Bu madde anlamında bir kütle değil, bir oluşun seyrindeki aşamada bir sonrakine bağlama geçebilir, geriye dönebilir veya yerinde sayabilir.
- Bu her birikimin, her kritik kütleye ulaşmanın ilerleme olmaması anlamına geliyor yani, öyle mi?
- Bir anlamda öyle, zaten ilerleme bizim kendi durumumuza dayanarak tanımladığımız bir olgu, bu oluşun her objesi için sonsuz seçenekte ileri, geri veya yerinde sayma olarak tanım konabilir.
- İlerleme diyebilmemiz için ne olması gerekli o zaman?
- Bir ilerlemeden söz edebilmek için bir nokta, bir hat, bir seviye belirlemek gerekir. Bunu belirlediğin zaman ise bunu belirleyen "egemen" sen oluyorsun. İlerleme veya gerileme senin tanımların içindeki bir değere dönüşüyor.
- O zaman toplumlar ve insanlar için söylediğimiz ilerleme, gerileme, ilericilik, gericilik tanımı boş şeyler mi yani?
- Değil, aslında gelişmenin seyri içerisinde hedefler koyarak o bağlam için bir tanımlama yapılabilir, önemli olan bu hedeflerin mutlak olduklarına dair inancın güçlenmemesi.
- Güçlendiği zaman baskıcı ve egemen mi oluyoruz demek istiyorsun?
- Tamda öyle. Bugün oluşun bu bağlamında koyduğun hedef ileride bir nokta olabilirken, gelişmenin seyri içinde hedef geriyi de ifade edebiliyor.
- Her şeyin değişim içinde olduğu gerçeğini oluşa yansıtmak yani, mutlak ve daim olandan uzak durmak.
- Uzak, yakın bizim uydurduğumuz ama işimizi kolaylaştıran şeyler. Bu kavramlarda her şey gibi göreceli yani.
- Böyle düşünmek bir süre sonra belirsizliği bir felsefe haline getirmek olmuyor mu?
- Belirsizliği bir amaç haline alırsan tehlikeli tabi ama belirsizlik denen şeyi de bizim uydurduğumuzu bilerek bu durumu aşabilirsin.
- Bu kadar şeyi boşa anlatmadın, nereye getireceksin konuyu merak ediyorum.
- Haklısın bir yere gidiyoruz, sezgini beğendim.
- Kafam karışacak yine ama olsun, belirsizliği de yönetebilmeyi ondan dinamizm çıkarmayı öğrenmeye başladım.
- Belirsizlikten dinamizm çıkarmak, bu tanımı tuttum, güzel bir katkı yaptın literatüre.
- Yok canım daha neler, sen taşları koydun bende peyniri bulan fare misali gidip onu buldum.
- Bunu görebilecek bir çemberde olmasaydın taşları değil ışıldaklar koysaydım yine de bulamayabilirdin. Bu nedenle melekelerini hafife alma, herkeste de aynı görme zenginliği olduğunu düşünme.
- Kendimi önemsememeye çalışıyorum, sense egomu okşayacak şeyler söylüyorsun.
- Egona söyle, biraz dursun durduğu yerde, daha bir şey görmedi.
- Yandık desene.
- Bu anı anlamamızı sağlayan en önemli işaretler neler sence, hiç düşündün mü?
- Bilmem, bilim, zenginlik, farkındalık gibi mi?
- Benzer birçok şey bireysel ve toplumsal bağlamın aynı zamanda elemanları olabilir. Örneğin zenginlik veya varlık sahibi olmak bireysel bağlamda gelişmenin garantisi olmayabilir veya yoksulluk gelişmeyi düşünüldüğünün tersine fırlatabilir. Bunun yanı sıra bir topluluğa veya topluma olan aidiyet duygusu içinde aynı şeyleri söyleyebiliriz.
- Bu belirsizlik öldürecek beni, ama zengin ölmeyi tercih ederim ve çok özgür bir toplumda.
- Çok şey istediğinin farkındasın değil mi? Kullandığın kelimelerin her birini insanlık tarihi boyunca ne anlama geldiğini tartışanlar var.
- Hiç mi keyifli bir şey düşünemeyeceğim. Mesela, bu topraklarda mis gibi yaşamanın keyfini çıkaramayacak mıyım?
- “Belirsizliğin dinamizmi”nin anavatanına hoş geldin.
- Anavatan mı?
- Göçebelik, belirsizliği en üst biçimde gelişime dönüştüren bir yaşam biçimi, yaşarken, ölürken, eğlenirken aidiyet hissinden uzak bir birey ve yalnızlık ama aynı zamanda bir özgürlük içindedir.
- Bir anlamda keşifçilik yani, batıda bu bireysel bir çözüme dönüşmüş.
- Aynen, bu tür kökenden gelen topluluklar gelişmeyi hızlı, etkili ve esnek olarak yaşarlar ve çevrelerindeki her şeyden yeterince uzak durmayı becerebilirler.
- Bunun konuştuklarımızla ilgisi?
- Günümüzde çok konuşulan konu var ya, bir topluluğa üye olmak onun kriterlerini alıp kendi kriterlerin olarak benimsemek, ben bu konuda yeni açılımlara ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.
- Nasıl yani? Üye olursak toplumumuz zenginleşecek, modernleşecek ne bileyim bir çok şey daha iyi olacak .
- Bu söylediklerin varsayımlar ve başkaları tarafından belirlenenler. Senin duyguların ne, bunu hiç düşündün mü?
- Bana soğuk ve gerzek kurallar gibi geliyor bazıları ve de anlamsız, hani zenginlik falan deniyor ama ben o toplumlardaki insanlar kadar makinalaşmış insan, hukuk ve yaşam istemiyorum aslında.
- Aslında bu yolculukta her şey kötü de olmayabilir ama ilginç olan başlangıç noktasında belirlenen varsayımlar. Mesela bu topluluk üyelerinin bizim toplumumuzu bütün olarak geride görme ve değiştirme ihtiyacı içinde hissetmeleri. Yapılan müzakerelerin özelliğine dikkat edersen değerlerimizi belirlemeden çok onların değerlerine dönüşme ve uyum sağlama yaklaşımı içinde olması. Bir anlamda bizim geçmişte “manda” diye tanımlayabileceğimiz dönüşüm zorunlulukları içermesi.
- Kendilerini zengin, gelişmiş ve evrensel hukuk düzenine sahip olarak varsaymalarından dolayı baskın durumdalar, bu aslında benim de kafamı karıştırıyor.
- Bu toplumsal bir direnişle karşılanıyor zaten benim halkım oluşan bu adaletsiz yaklaşımın farkında ama zenginlik ödülüne de hayır diyemiyor –sanki üye olursak daim zengin olma garantisi varmış gibi- bu nedenle de her tür etkiye açık bir halde belirsizliğin başka aşamalarını bekliyor.
- Bugün bu yaklaşım karşımıza çıktığına göre bu konuda akil insanlar, aydınlar ve toplumda önde gelen siyasetçiler neden açık tartışma ve anlatımlarla toplumu bilgilendirmiyorlar.
- İlginç olan toplumun aydın kesimi denen bölümü çok daha fazla şekilde halkını “öteki”leştirmiş durumda. Bunu hissedenler de onların söylediklerinin içindeki doğruları bile daha düşünmeden reddediyor.
- Böylelikle de toplum karşısında yalanı ve inançları ile oynamayı bir yaşam biçimi haline getirmiş olanlar toplumu söylemleri ile etkileyip organize olabiliyorlar.
- Aslında bundan tam emin değilim. Toplum sağduyusu denen bir şey var bu topraklarda. Örneğin bir süre önce seçip iktidar yaptığı veya buna aday yaptığı bir parti veya grup birden sıfıra inebiliyor.
- Tabi bu her zaman garanti değil.
- Kesinlikle. Yerleşiklik yapımıza işledikçe yerleşikliğin getirdiği entrika yaşamımızın bir parçası haline geliyor. Kendi değerlerinden ve yaşamından koparılmış ve elle beslenen bir aslana dönüşüyor hemen.
- Peki, görünen, açık olan şeylerde var. Bu topluluk ülkeleri bize göre çok daha zengin, yaşamlarında hukuku daha çok uyguluyorlar vb. Bunlar artı getirmez mi?
- Bunların böyle olduğu bir varsayım. Bunun böyle olup olmadığını bilmiyoruz. Bir de bizim geleneklerimiz, devlet deneyimimiz bu tür şeyleri reddediyor biz tabi olarak yaşamayı öğrenememişiz ki. Bunu zorlamanın bir anlam var mı? Ayrıca onların zengin olduğu dün doğru olabilir ama bugün varlıklarını ipotek etmiş son demlerini yaşıyor da olabilirler.
- Bir çok veri aslında bunu işaret ediyor. Üretim bugün tek başına zenginlik garantisi değil.
- Kısacası biz yedeklenmeyi, güdülmeyi, tiranlığı pek sevmeyiz, genlerimizdeki her şeye aykırı. Bu korku ve ürkeklik arttıkça yerimizi de değiştiremediğimizi için benim korkum bu toplumun “inanç” tüccarlarının eline düşmesi. Bu, bugünün bağlamını tümüyle değiştirip bir başka bağlama sokabilir. İran’ı görüyorsun, Şah’ı eleştiriyorduk demokrasi ve özgürlükler için şimdi ise o dönem bile mumla aranıyor daha ne akdar sürecek bu karanlık o bile bilinmiyor.
- Umut yok mu peki?
- Umut, bu topluluğun her hücresine işlemiş en büyük zenginliği. Bu zenginliği olmayanların imrenip üzerine çullandıkları da bu olsa gerek. Türk olmayı başka her yönünden ayırıp bu yönüyle çok seviyorum. Orta Asya’dan, Makedonya’ya kadar geniş bir alanda bu ruhu hala hissedebilmek bu dönem beni en çok etkileyen, motive eden şey.
- Bu etnik kökenine bakmadan hissedilmiş en güzel topluluk duygusu “Türk” olmayı bütün başka anlamlarından uzaklaştırıp sadeleştiriyor, güzelleştiriyor, biraz göçebe haline getiriyor ruhumu ama olsun. bu toprakların her şeyini seviyor olmamı şimdi daha iyi anlıyorum.
http://www.kamca.org/