9/7/2008
Dedikodu imparatorluğundan korku imparatorluğuna…

Büyük gözaltılardan sonra yalnızlaşırsınız. Baskıcının amacı tam da bu yalnızlaşmadır. Gözaltına alınanlar orada yapılanları –insanın doğası gereği- biraz da abartarak ballandıra ballandıra anlatırlar. Bu sorgucunun, sorgulayanın ve baskıcının hedefidir zaten.
Bir sonraki gözaltına alınan öncekilerin yarattığı atmosfer nedeniyle dizleri titreyerek gelir sorgucunun karşısına, yapılanların abartılı yönleri onu daha işin başında bozguna uğratmıştır. Dedikodu ve baskının ana hedefi kişilere yönelik korku oluşturulması yanı sıra ana hedefi toplumu çözmek, gözlerine korku ve kaçışı yerleştirmektir.
Bugün ülkemiz geçmişten farklı olarak çok ağır iletişim terörüne kurban edilmiştir. Konuştuklarının her koşulda dinlenmesi ürkütücü ve psikoloji bozucu bir süreçtir. Yaptığınız işe odaklanamaz ve kendinizi kuşatılmış hissedersiniz. Size uygulanmak istenen büyük abinin, bir gözün daima sizin üzerinizde olduğu hissidir.
Yalnızlaşma toplumun bütün katmanlarına yayılır ve korku egemen olur. Mantık çalışmamaya başlar en basit düşünce mekanizmaları bile kurulmakta zorlanır. Panik tümüyle kişilerden topluma doğru dardan genişe halkalar halinde yayılır. Baskıcıların, diktatörlerin çok sevdikleri bir zemindir bu.
Tam bu dönemde dedikodular ayyuka çıkmaya başlar. Kendini bilmez muhbir adayları uyduruk raporlar ve düzmece bilgilerle gıcık olduğu komşusunu, çevresini büyük bir yetenek ve iştahla raporlamaya başlar.
Sorgudan çıkanlar, içeride ona pompalanan; “Seni istediğimiz an tekrar buraya alabiliriz.” Havasından korkarak tutuk ve korku içinde baskıcının ona verdiği rolü oynamaya devam eder. Korku büyük bir korku dalgası haline gelir ve topluma egemen olur.
Korku devleti özetle budur.
Yalnızlaşan insanlar kendilerini, duygularını ve düşüncelerini sorgulamaya başladıklarında çevrelerinde kimseyi bulamayacaklardır. Herkes büyük korkunun bir parçası olarak ona karşı olabildiğince uzak bir yerden acımaya devam edeceklerdir. Buna en yakın arkadaşları, geçmişte ortak düşüncede olanlar dahildir.
Korkuyu aşmanın yolu çoğalmak, sade açık bir şekilde sevdiklerinizi bu koşullar oluştuğu zaman yalnız bırakmamaktır. Baskıcının tek sevmediği şey çoğunluk ve kalabalıklardır. Dinlediği korkusuyla sevdiğinizi aramıyorsanız, rutin diyaloglarınızı kesiyorsanız onu büyük bir baskının kurbanı haline getiriyorsunuz demektir. Size ve kalabalıklara en çok ihtiyacı olduğu anda onu yalnız bırakarak aslında sıranın size gelmesini çabuklaştırıyorsunuz.
Baskıcının bir yerde duracağını düşünerek yanılıyorsunuz. O, kurduğu baskı sistemleşene kadar değişik nedenler bularak yola devam edecektir. Her seferinde çemberin her dönüşünde sebepler daha da sıradanlaşacak ve anlamsızlaşacaktır.
Korkunun atmosfere yayılmasının toplumu bağlamasının önündeki en büyük engel yine toplumdur. İletişimden uzaklaşmamak, dedikodulara inanmamak, sevdiklerinizi yalnız bırakmamak, sade ve açık iletişime devam etmek bu dönemin aşılmasında en önemli dayanaklardır.
Baskıcı herhangi bir nedenle uyguladığı baskı ve dedikoduyu bir gün iktidarını da sürdürmek için yapmaya başlayacaktır. Ülkemizin atmosferi bir diktatörü iktidarda tutacak koşullar içermemektedir. Bu nedenle baskıcılar daha çok spesifik konular kullanarak baskıyı onlara odaklamak isteyeceklerdir. Toplum buna odaklanmadığı sürece uzun vadede tehlike yoktur.
Birarada hoşgörülü, açık ve güvenli bir yaşam için korkunun sizi ve çevrenizi sistemli teslim almasına izin vermemenin yolarlıdır. Baskıcı yöntemlerin panzehiri karşı baskı değil açıklıktır. Yeni dönemde başkaldırı, karşı koyma vb, baskıcının yöntemlerini tekrarlayarak olmamalıdır.
Çoğunluklar baskıcıdan korkmazlar, yılmazlar, tam tersi baskıcı çoğunluklarda korkar ve tırsar. Sorguya alınmış, alınma ihtimali olan dostlarınızı yalnız bırakmayın, sade ve basit iletişimlerle onların yanında olun. Birarada olun. Korkunuzu yönetin, öfkelenmeyin, yaşamınızın tümünü ve çocuklarınızı etkileyecek atmosferin oluşmasına ve daha büyük bir baskıcının iktidarına yol açacak atmosferin oluşmasına katkıda bulunmayın.
0 yorum yazılmıştır